ETKİNLİK BİLGİSİ:

G.I Gurdjieff’in Dördüncü Yol Öğretisine bağlı Psikoloji ve Felsefe Seminerleri her Perşembe 20:00 – 22:00 saatleri arasında Tuva Sanat Merkezinde.

KENDİNİ HATIRLAMAK ve ŞİMDİ’DE YAŞAMAK 

27 Şubat Perşembe Seminer Konusu: Objektif Sanat

Objektif sanat eserleri, ancak duygu merkezinin üst bölümlerinde deneyimlenebilir ve o izlenimi alabilen herkeste aynı etkiyi yaratır. Ancak, zihin böyle bir sanat eserinde, hiçbir şey göremez ve anlayamaz.

P.D. Ouspensky: “Gerçek sanatta, kazara olan bir şey yoktur. Gerçek sanat matematikseldir. İçindeki her şey hesaplanabilir ve önceden bilinebilir. Mısır’daki Büyük Sfenks, böyle bir sanat eseridir.”

- Objektif sanat, en azından bir dereceye kadar bilinçli olmayı gerektirir. Bu bilinç anlarını düzgün biçimde anlamak ve onları uygun biçimde kullanabilmek, büyük bir içsel birlik ve insanın kendisini kontrol etmesini gerektirir. – Subjektif sanatta herşey kazara olur. Böyle bir sanatta, sanatçı gerçek bir yaratıcı değildir. Bu sanatı izleyen kişide de objektif duygular değil, kazara ortaya çıkan duyguları ortaya çıkarır. Herkes farklı bir şey görür ve hisseder. Objektif sanat eserlerinde, izleyiciler aynı objektif gerçekliği görür ve deneyimler. – Objektif sanat eserleri, bilimsel bir kimya da ya fizik kitabını okuyan ve yeterli birikime sahip olan herkesin aynı şeyi anlaması gibi, belli varlık seviyesindeki herkesin aynı şeyi gördüğü eserlerdir. – Sanat, sadece bir anlatım aracı değil, ama çok daha büyük bir şeydir. – Sanat, insanın varlık durumuna göre farklılık gösterir. Farklı varlık seviyelerindeki insanlar için, sanat farklı şeyler ifade eder.

Eflatun: “Ruha yardımcı olması için, ‘Sanat Perileri’ni akıllıca kullan.”

13 Şubat Seminer Konusu: Üç Kanunu’nun Doğaya Uygulanması

Doğanın üzerinde Güneş, Gezegenler ve Yeryüzü’nün Üç Kanunu’na bağlı farklı kombinasyonları, altı olası süreç ortaya çıkarır. Yaratılış Işı’nı teorisine göre, Güneş en üst konumda, altında Gezegenler ve altta da Yeryüzü bulunur.

Gezegen seviyesindeki bu isimlendirmede;

Güneş “Hayat”ı,
Gezegenler “Form”u
Yeryüzü “Hammadde”yi temsil etmektedir.

Üç Kanunu’na göre, “Hayat”ın “Madde” üzerindeki etkisi “Form”u ortaya çıkarırken, “Hayat”ın “Form” üzerinde etkisi, “Form”un dağılmasına ve tekrar “Hammadde” haline dönüşmesine neden olmaktadır.

Güneş, bahar mevsiminde tohumların (“madde”) büyümesine ve bitki (“form”) olmasını sağlarken, sonbaharda ise bu bitkilerin (“form”) deforme olmasına ve ayrışarak temel “madde”lere dönüşmesini sağlamaktadır.

Bu iki süreç, yeryüzünde “güneş”in etkisiyle başlayan ilk iki süreçtir.

Üç Kanunu’na bağlı diğer süreçler, “madde” ve “form” ile başlar ve farklı sonuçlar üretir.

Yeryüzündeki Süreçler:

1- Büyüme, Çoğalma
2- Deformasyon, Çürüme, Paslanma
3- İyileşme, Sağlık Kazanma
4- Sindirim
5- Bozulma, Hastalık, İsyan, Suç
6- Rejenerasyon Yükselme, Doğanın Değişmesi ve Sanat

6 Şubat Seminer Konusu: İNSANIN VARLIK SEVİYELERİ

“Bizlerin anlayışı, varlık seviyemizle sınırlı. 1,2 ve 3 numaralı insanın varlık seviyesinde, bizler hakikati kesin olarak bilemeyiz.”

P.D. Ouspensky

Dördüncü Yol öğretisine göre insanlar farklı varlık seviyelerinde bulunurlar. Bu seviyeler arasındaki fark o kadar çoktur ki, bir taş ile bir hayvan arasındaki farktan çok daha fazlasının iki insan arasında olabileceğinden bahsediliyor. Bu bakımdan herkese
genel olarak insan demek yerine, varlık seviyelerine bağlı olarak bir, iki, üç ve dört, beş, altı ve yedi numaralı insanlardan bahsetmek daha doğru olacaktır.

Her bir insanın yaşayacağı hayat ve alabileceği bilgi, kendi varlık seviyesiyle doğru orantılıdır.

Dördüncü Yol bir bilgi ya da kişisel gelişim çalışması değildir. Temel amaç insanın varlık seviyesini geliştirerek, daha üst seviyedeki bilgi ve anlayışlara ulaşmasını sağlamaktır. Bu bakımdan, insanın öğrenebileceği bilgi, ancak ve ancak kendi varlık
seviyesi ile doğru orantılıdır.

“Okullar farklı derecelere ayrılırlar. 1,2 ve 3 numaralı insanların, 4 numaralı insan haline gelebilecekleri ve bu değişimde kendilerine yardımcı olarak tüm bilgiyi elde edebilecekleri okullar vardır. Bir sonraki aşamada, 4 numaralı insanın, beş numaralı insan haline gelebileceği okullar vardır. Daha sonraki aşamaları konuşmamıza gerek yok, çünkü o seviyeler bizden çok uzakta.”

P.D. Ouspensky

30 Ocak Seminer Konusu: Tamponlar

İnsanın, içinde ki çelişkileri görmesini engelleyen şeyler tamponlardır. Gerçek Vicdan yerine, insanda Yapay Vicdan ve tamponlar bulunur. Her insanın arkasında yıllar boyu süren yanlış ve aptal bir yaşam, her türlü zayıflığa kendini kaptırma, uyku, cehalet, rol yapma, çaba eksikliği, sürüklenme, gözlerini kapama, nahoş gerçeklerden kaçma çabası, sürekli kendine yalan söyleme, başkalarını suçlama, kusur bulma, kendini haklı çıkarma, boşluk, yanlış konuşma ve bunun gibi yüzlerce şey vardır. Bunun neticesi olarak insanın makinesi kirlenmiştir ve hatalı çalışır. Daha da ötesi, makinanın hatalı çalışması sonucu, yapay aletler türemiştir. Ve insan her ne kadar uyanmak ve başka biri olmak, başka türlü bir hayat sürmek istesede, bu yapay aletler iyi niyetlerinin önüne geçer. Bu aletlere Tamponlar denir. Tren vagonlarında ki tamponlar gibi, çarpışma şokunu azaltmaya yararlar. İnsanda ise, tamponlar, birbiri ile çelişen iki tarafının bilinç ışığı altında biraraya gelmesini engeller. Bu perşembe Tamponları konuşuyoruz.

16 Ocak Seminer Konusu: İçsel ve Dışsal Kaale Alma

İçsel kaale alma, buna içerlemek de diyebiliriz, özel bir çeşit özdeşleşmektir. Bu durum, insanlar ile özdeşleşmektir. Alınganlık göstermek, söylenen veya yapılan şeylere içerlemek, şahsi almak, içimize dokunmasına müsade etmek içsel kaale almanın tipik halleridir. Bu durumda, insanların bizi yeterince anlamadıklarını, bize yeterince değer vermediklerini, saygı duymadıklarını hissederiz.İçsel kaale almak her zaman mekanik olarak gerçekleşir ve kontrol edemeyiz. Bu durum gücümüzü alır ve bizi uykuda tutar. İnsanlar hakkında içsel psikolojik hesaplar tutarız ve herkesin, dünyanın , hayatın bize borçlu olduğunu düşünürüz, bu tipik ve çok sık yaşanılan bir tür içsel kaale almadır ve bizi korkunç bir tuzağa, kendimize acımaya sürükler.

Dışsal kaale almak ise, içsel kaale almanın tam tersidir. Belli bir miktar kendini-hatırlama gerektirir, temel olarak diğer insanların zayıflıklarını göz önünde bulundurmak, kendimizi onların yerine koymak demektir. Genel olarak insanlarla temasımızda anlayışlı davranmak, nezaket ve tolerans göstermek demektir. Fakat bu durum, öğrenilmiş ve kazara olabilir. Başka türlü olamadığı için makineleri böyle davranan insanlar, gerçek anlamda dışsal kaale alma yapmazlar. Gerçek dışsal kaale alma kontrol gerektirir, ve eğer bu durumu bilinçli olarak kullanmayı öğrenebilirsek, bize kontrol verir.

İçsel kaale aldığımızda, dışsal kaale alabilme anlarını kaçırırız. İçsel kaale almayı yok edip, dışsal kaale almayı arttırmalıyız. Fakat önce, içsel kaale almanın hayatımızda ne kadar devasa bir rol oynadığını görmeli ve ne kadar sık olarak dışsal kaale alma anlarını kaçırdığımızı anlamaya başlamalıyız.

Bu perşembe tüm detayları ile içsel ve dışsal kaale almayı konuşacağız.

9 Ocak Perşembe Seminer Konusu: İnatçı İrade

İnatçı irade, pratik bir çalışmaya başlayabilmek için en büyük engeldir; çünkü bir çalışma sadece zihinsel öğrenme değil, bir disiplin anlamına gelir. Ve inatçı iradenin etkisindeki bazı insanlar için, disiplin sıkıcı, gereksiz ya da sorunludur.

Bizim şu anda bir irademiz yok; sadece inatçı irademiz ve inatçılığımız var. Eğer insan bunu anlarsa, kendi inatçı iradesinden vazgeçmek için bir cesareti olacaktır. Bir Çalışmada, insanların inatçı iradelerinden vazgeçmelerini sağlayacak fırsatlar yaratılır.

İnatçı irade ve inatçılık, genellikle direnç gösterme belirtisidir. Muhalefet etme ile ortaya çıkar ve kontrol edilir. Bu inatçı irade, gerçekte bizden kaynaklanmaz, ama makinenin engellerine dayalıdır.

İnatçı iradenin bir örneği: Mesela bir insan neyi nasıl yapacağını bilmediği halde, başkasının kendisine öneride bulunmasına ve yol göstermesine direnebilir. “Hayır, ben kendim yapacağım”, “Kendim karar vereceğim”, “Kimseyi dinelemek istemiyorum”, … gibi sözler onun ifadesidir.

“Temel özellik, bazı durumlarda gurur duygusu ile bağlantılı olarak kendini sevmektir. Böyle bir insan her zaman, her şey kendi yolundan olsun isteyecektir. Bu yüzden Çalışma’ya uyamayacaktır çünkü Çalışma ondan kendi iradesine karşı gitmesini isteyecektir. Çalışma bu kişinin gözünde, kendinden daha büyük bir şey olmayacaktır. Kendinden daha küçük olduğunu düşündüğün bir şeye itaat edemezsin.”
Maurice Nicoll

26 Aralık Perşembe Seminer Konusu: Gereksiz Konuşmalar ve Yalan

Makine insanın en mekanik özelliği sürekli ve çoğunlukla gereksiz olarak konuşmasıdır. İnsan, çok kendisinden olmak üzere, hemen hemen her şey hakkında durmadan konuşmak ister. Herhangi bir farkındalık ve bilinç olmadan, kelimelerin ve dış izlenimlerin çağrışımları ile, konudan konuya atlayarak, aslen söylenmesi gerekenden çok daha fazla konuşuyoruz.

“En ilginç, önemli bilgi çocuklardan gelir.Çünkü onlar tüm bildiklerini söyler ve sonra dururlar.”

Mark Twain

Bizler ise, bildiklerimiz, yani gerçekten deneyimleyip doğruladığımız bilgiler bitince, durmuyor, duramıyor ve yalanlar, varsayımlar ile konuşmaya devam ediyoruz.

Bu öğretide, yalan, sadece doğruyu söylememek değil, aynı zamanda bilmediğimiz şeyler hakkında konuşmaktır da. Doğruluğunu deneyimleyip, yaşamadığımız her konuda biliyormuşcasına konuşuyoruz. Tanrı, dünya, hayat, insanın kaynağı, evren, yaradılış ve bunun gibi yüzlercesi. Ve ne yazık ki ne bunun farkındayız, ne de kabul ediyoruz.

Düşündüğümüzde, Maurice Nicoll’ün “Neredeyse ağzımızı her açtığımızda yalan söylüyoruz” sözü, hiç de abartılı bir söylem değildir.

Bu hafta, insanı uykuda tutmaya devam eden en mekanik özellik olan gereksiz konuşmalar ve yalanı açıp anlamaya çalışacağız.

19 Aralık Seminer Konusu: IMAJINASYON

Konunun detayları uzun olduğundan dolayı geçen haftanın devamı olarak, bu haftaki konumuz İmajinasyon.

12 Aralık Seminer Konusu: IMAJINASYON

Sistemin bu kelimeyi kullandığı şekliyle “İmajinasyon” yöneltilmiş dikkat gerektiren yaratıcı imajinasyon değildir. Aksine çok az ya da hiç dikkat olmadan gerçekleşen kontrolsüz zihin faaliyetleri anlamına gelir. Kafamızın içinde konuşan, biraz önce olmuş ya da olmak üzere olan olayların etkisini azaltan, bizi mevcut andan uzağa almaya çalışan nerdeyse sürekli ‘Ben’ler yağmuru.

İnsan kendini gözlemlemeye başladıktan hemen sonra şunu anlar ki gözlemlemeye temel engel imajinasyondur. İnsanlar imajinasyon kelimesine oldukça yapay ve haksız olarak yaratıcı veya seçici yetenek gibi yakıştırmalar yaparlar. Oysa imajinasyon yıkıcı bir yetenekdir. Asla kontrol edilemez ve kişiyi her zaman daha bilinçli kararlardan uzaklaştırıp, hiç gitmeye niyeti olmadığı yönlere götürür. Imajinasyon, yalan söylemek kadar kötüdür ve hatta kendi kendine yalan söylemektir.

İnsan kendini iyi hissetmek için bir şeye hayal etmeye başlar ve çok kısa süre sonra hayal ettiğine inanmaya başlar; en azından bir bölümüne.

‘Hayalden başka bir şey değil’ deki gibi hayal hiçbir şey değildir. Hatta çok güçlü bir şeydir. İlkel veya medeni olsun, evrensel olarak bütün insanlığı etkileyen ve uykuda tutan gerçek bir güçtür.

2.bilinç halinde hayaller olarak tezahür eden güç, doğru yönünü bulup kendini gerçekleştiremez ve kişiye karşı çalışmaya başlar.

Bilindiği gibi insan tek olduğunu hayal eder ve bu yüzden olduğu yerden kıpırdayamaz.

Bu hafta perşembe seminerimizde, bu koyun postundaki kurttan imajinasyondan bahsedeceğiz.

5 Aralık Seminer Konusu: OLUMSUZ DUYGULAR

Duygusal yaralar da tıpkı fiziksel yaralar gibi yeterli zaman geçtiğinde iyileşirler. Oysa insanlar her ne kadar bundan şikayet etseler de duygusal yaralarının iyileşmesini gizli gizli istemezler. Bunun temel sebebi insanların duygusal yaralarının sözde derinliği ile tanımladıkları sahte kişilikleridir. Asla yeterince anlaşılmadıklarını, hak ettikleri saygı ve sevgiyi göremediklerini, hayatın kendilerine borçlu olduğunu düşünen insanların içinde çok da susturmak istemedikleri bir acı şarkı arka planda durmadan çalar durur.

Sabah kalktığında aradığı kravatı/ruju bulamamaktan, en sevdiği varlığı kaybetmeye dek uzanan geniş bir spekturumda yayılan olumsuz duygular, inanılması zor da olsa tamamen insanoğlunun yarattığı ve aslında var olmayan duygulardır.

Gurdjieff’in “Acı Fabrikası” olarak adlandırdığı bu hayatta, insanlar aklınıza gelebilecek her türlü keyif ve mutluluktan vazgeçmeyi göze alabilirken, acılarından vazgeçmeyi şiddetle reddederler.

Bu perşembe, bizleri olduğumuz mekanik uykunun içinde tutmaktan başka hiçbir işlevi olmayan ve buna rağmen hayatımızın neredeyse tamamını kapsayan ve delicesine bir tutku ile bağlanıp terk etmemek için her şeyi göze aldığımız olumsuz duyguları konuşacağız.

Ve tüm gücümüz ile doğuştan gelen mutsuz olmama ve acı çekmeme hakkımızı arayıp bulmaya çalışacağız.

“Mutsuz olmama, acı çekmeme hakkınız vardır.” Maurice Nicoll

28 Kasım Seminer Konusu: Özdeşleşmek

Özdeşleşmeyi tarif etmek çok zordur, çünkü bir tarifi yoktur. Olduğumuz halde, her an özdeşleşmiş bir durumdayız. Eğer özdeşleşmediğimizi düşünüyorsak, bu seferde özdeşleşmediğimiz fikri ile özdeşleşmişizdir.

Özdeşleşmeyi fark etmeyiz, çünkü onun içindeyizdir. Özdeşleşmeyi mantıklı terimler ile anlatamayız. Özdeşleştiğimiz bir an bulmalı, o anı yakalamalı ve diğer anları o an ile kıyaslamalıyız.

Özdeşleşmek, bir çeşit tutunma şeklidir, bir şeyler içinde kaybolmaktır. İnsan sürekli bir özdeşleşme içerisindedir, o anda dikkatini, ilgisini, düşüncelerini, isteklerini, hayallerini ne çekiyorsa, onun ile özdeşleşmiştir. Özdeşleşme hiç değişmez , değişen özdeşlenilen objedir.

İnsanlar, büyük hedeflerini unutur ve önlerine gelen küçük fikirler, duygular, düşünceler ile özdeşleşirler. Her yeni durumda, bir önceki özdeşleştiklerini bırakıverirler. Bundan dolayı yakınlarında ki birkaç ağacı, orman olarak kabul ederler. Özdeşleşmekten kurtulmak çok zordur çünkü insanlar genelde ilgilerini çeken, beğenip hoşlandıkları, zaman ayırdıkları şeyler ile özdeşleşirler.

Bir başka zorluk, insanların özdeşleşmeyi, iyi bir şey gibi görmeleridir. Hatta ona, tutku, coşku, heyecan, şevk, istek, heves, ateş, spontanite, ilham, esin vs. gibi isimler takarlar ve iyi bir işin ancak özdeşleşmiş bir şekilde yapılacağını sanırlar. Oysa bu bir illüzyondur. İnsanlar bunu göremezler.

Kendini hatırlamaya en büyük engel, özdeşleşmektir. Özdeşleştiğimizde, hayatın içinde kaybolmuşuzdur, oysa hayatdan izole olmamız gerekmektedir.
Ancak, özdeşleşmeden kurtulmak için, insan önce kendisi ile özdeşleşmeyi durdurmalıdır. Tek olmadığını, içinde bir kendisi, ve birde mücadele etmesi gereken bir başka kişi olduğunu anlamalıdır. Aksi takdirde özgürlük mümkün değildir, özgürlük, her şeyden önce özdeşleşmekten özgür olmaktır.

Bu perşembe 4.Yol öğretisinin bir diğer çok önemli fikri olan, Özdeşleşmeyi konuşacağız. Kendini hatırlamanın tersi olan bu durum, her an bizi kapsamakta ve anlaşılması ve mücadele edilmesi çok zor bir durumdur. Özdeşleşmenin ne olduğunu, ne olmadığını, bizleri nasıl uyuttuğunu ve onun ile nasıl mücadele edeceğimizi konuşacağız.

21 Kasım Seminer Konusu: Anda ‘Olmak’

Hayat ardışık gelen anlardan ibarettir. Her insan kendi anlarında yaşar. Daha doğrusu öyle görünür. Vücudu anın içinde olmasına rağmen, zihni ve duyguları başka yerdedir.

Zihin hiç bitmeyen bir konuşma halindedir. Aldığı her izlenimde çağrısal tetiklenen düşünceler peşi sıra, büyük çoğunlukla da kontrol dışı olarak akar gider. Zihin bu hali ile yaşanan ve geçen anları algılayamaz. Meşguldür ve şimdide değildir. Zihin bu hali ile anı anlayamaz.

Duygular da düşünceler kadar belirgin olmasa ve sürekli hissedilmese de yine düşünceler gibi alınan izlenimler ile içimizde; kontrolümüz olmadan oluşur. Çoğunlukla kendimiz kaynaklı olan duygular meşguldür ve şimdide değildir. Duygular bu hali ile anı hissedemez.

Vücudumuz anın içindedir ama sürekli gereksiz bir gerilim içindedir.

Kendini-Hatırlamak, bu akıp giden anlar içerisinde bir an için duygu ve düşünceler zincirinin aniden ve tamamen kesilip durması ve fiziksel vücudun rahatlaması olarak tanımlanabilir. Adeta bir şok anıdır ve o anda tüm duygular, düşünceler ve vücut pasif haldedir. Bu hal sadece bir an sürer ve zihin ile anlaşılamaz. Ancak yaşanarak anlaşılır. Bu hal, büyük tehlike, acı, sevinç gibi dış şoklar ile yaşanabilir fakat insanın kontrolünde olmadığı için kendiliğinden ve çabasız olan bu duruma Kendini-Hatırlamak’tan ziyade Kendinin-Hatırlatılması demek daha doğru olur.

Kendini-hatırlamak bilinçli olarak, bilerek ve isteyerek çeşitli yöntemler kullanarak bu içsel durma anını yaratmak demektir. Bu durum ancak özel bir çaba neticesinde yaşanabilir.

Bu haftaki seminerimizde, kendimizi hatırlamaya ve anda olmaya çalışacağız. Yapabildiğimizde yaşayarak ve yapamadığımızda yapamadığımızı gözlemleyerek; anlamaya ve hissetmeye çalışacağız.

14 Kasım 2013 Seminer Konusu: Yedi ve Üç Kanunları

Yedi kanunu, hiçbir sürecin, kesintiler olmadan devam edemeyeceğini söyler. Buna göre, başlayan her bir olay, ilk olarak mi-fa aralığında ve ardından si-do aralığında kırılmaya uğrar ve başlangıçta belirlenmiş olan hedeften sapar.

Üç Kanunu, her olayın üç gücün karşılıklı etkileşimiyle ortaya çıktığını iddia eder. Buna kanuna göre, her bir olay, aktif (birinci) güç, pasif (ikinci) güç ve nötrleştirici (üçüncü) gücün etkileşimiyle ortaya çıkar. Bu üç güç, pozitif, negatif ve dengeleyici güç olarak da ifade edilir. Bu üç güç, her olayda bulunur.

P.D. Ouspensky: “Yedi kanunu, hangi anda ve nasıl yapacağınızı bilirseniz, bir oktava ek bir ‘şok’ verebileceğinizi ve çizgiyi düz tutabileceğinizi açıklar. İnsan faaliyetlerinde, kişilerin bir şey yapmaya başladıklarını ve bir zaman sonra nasıl oldukça farklı bir şey yaptıklarını; ve yaptıkları şey tamamen değişmiş olsa da hala ilk başlangıçtaki ismi verdiklerini gözlemleyebiliriz. Ama kişisel çalışmada, özellikle bu sisteme bağlı olarak yaptığımız çalışmalarda, bu oktavları sapmadan nasıl koruyacağımızı öğrenmemiz gerekiyor; nasıl düz bir çizgi tutturabileceğimizi. Aksi halde, yolumuz herhangi bir şey bulamayız.”

Eğer, yedi kanunu olmasaydı, başladığımız her işi sonuna götürebilirdik Yedi kanununun müzikteki yansıması ve yarım tonlar Yedi kanunundaki aralıkları, bilinçli enerji ile aşmak İnsanlar, üç kanunu bilmez; çoğu zaman sadece aktif güce bakar Üçüncü gücü anlamak ve hayatın içinde görmeye başlamak, yedi kanunundaki aralıkları köprülememizi sağlar.

7 Kasım 2013 Seminer Konusu: Öz ve Kişilik

Seminerimizde, Dördüncü Yol terminolojisine göre, ‘Öz ve Kişilik’ ile ilgili temel bilgileri paylaştıktan sonra, bu konuyu pratik uygulamalar ve hayattan örneklerle zenginleştireceğiz.

“Dahası, insanın içindeki özün ölmesi, kişilik ve bedeninin yine de hayatta kalması oldukça sık olan bir durumdur. Büyük şehirlerdeki sokakta karşılaştığımız insanların önemli bir bölümünün içi boştur, diğer bir ifadeyle, çoktan ölmüşlerdir.” – P.D. Ouspensky

Paylaşacağımız Bazı Başlıklar:

- Öz, doğuştan itibaren bizimle gelen; kişilik sonradan eğitim, öğrenme ve taklitle kazandığımız şeydir.

- Öz bize ait olan ve ortaya çıktığında kendimizi “var hissettiğimiz” olandır; kişilik ise bunun üzerine takılan bir maske. İnsan, kişilikte yaşadığında ve varolduğunda, kendi varoluşunun mutluluğunu, zevkini ve güzelliğini yaşayamaz.

- Doğuştan gelen bazı yetenekler, örneğin müzik kulağı, daha iyi resim yapabilme ve görebilme, özden gelen yeteneklerdir. Bunlar kişilik ve çalışmayla gelişebilir. Ama, eğer özde yoksa, kişilikteki çalışma ve eğitim, kişinin gerçek bir sanatçı olmasına imkan vermez.

- Öz ya da kişilik insanda daha baskın hale gelebilir. Eğer içimizdeki özü unutup, sadece kişilikte yaşamaya başlarsak, yaşarken ölmüş, ama hareket eden zombilere dönüşür insanlar.

- Kişiliğin de, insanlın için yararlı ve gerekli olduğu ayrıca anlaşılmalıdır. Eğer kişilik olmasaydı, öz hayatta korumasız biçimde varolmakta zorlanırdı. Ancak, buradaki sorun, birinin diğerinin aleyhine fazla gelişmesi ve insanı mutlak olarak yönetmeye başlamasıdır.

31 Ekim 2013 Seminer Konusu: Duygu Merkezi – Derin Anlayış Merkezi

Duygu merkezi, en üstün algılama ve anlama organımızdır; ancak yanlış çalışması nedeniyle, olumsuz duygular gibi bazı yanlış çalışmalar nedeniyle, büyük bir engel haline dönüşmüştür. Gerçek çalışma, duygu merkezinde başlar.

P.D. Ouspensky: “Anlama, sadece zihinde olamaz; bir kaç merkezin aynı anda çalışması gerektiğini açıklamıştım. Anlayışta, duygu merkezinin oynadığı rol çok önemlidir, çünkü duygusal enerji olmadan, derin anlayış söz konusu olamaz.”

- Mekanik duygularımız nelerdir, bunları nasıl gözlemleriz. – Olumsuz duygular, duygu merkezinin sağlıklı çalışmasını nasıl engeller – Kontrolsüz duyguları nasıl fark eder ve bu konuda nasıl çalışabiliriz. – Gerçek çalışma, neden duygu merkezine dayanmalıdır? – Asil duygular hangi halde ortaya çıkar – Sanatsal yaratım duygu merkezinin hangi özelliklerini kullanır – Duygu merkezi, üst bilinç hallerine geçiş kapısıdır.

P.D. Ouspensky: “Eğer insan, gerçekte bildiğinden ve anladığından daha fazlasının bilmek ve anlamak isterse, bu yeni bilgi ve anlayışın, zihin merkeziyle değil, duygu merkezi aracılığıyla geleceğini bilmelidir.”

P.D. Ouspensky: “Duygu merkezi, bizim gelişmemiz için içimizdeki en önemlisidir. Gelecek, duygu merkezinindir.”

Maurice Nicoll: “Çalışmada, insan bir fikrin bilgisini yavaşça alabilir, örneğin ‘İnsan Yapamaz’ fikri. Daha sonra bir gün, bir göz kırpmasında, kişi aniden kendi mekanikliğini ve çaresizliğini görür ve yapamayan kişinin kendisi olduğunu görür – bu Duygu Merkezi’nin idrakidir.”

P.D. Ouspensky: “Kendinizi, üst duygu merkezine yaklaşır halde bulduğunuzda, bir anda ne kadar da çok şeyi anlayabildiğinizi gördüğünüzde aşırı derecede şaşıracaksınız – ve sonra tekrar normal hale geldiğinizde bu anlayışın tümünü unutursunuz. Israrla kendinizi-hatırladığınızda ve bazı diğer yöntemlerle üst duygu merkezine gelebilirsiniz, ama orada anladığınız şeyi elde tutamayacaksınız. Eğer onu yazarsanız, o yazdığınızı daha sonra zihin merkeziyle okuduğunuzda bu size hiçbir anlam ifade etmeyecektir.”

 24 Ekim Seminer Konusu: Kalıpçı Akıl – İnsanlar Neden Birbirini Anlayamaz

İnsan aklının bir bölümü, izlenimleri kaydetmek, hafıza ve çağrışımlara ayrılmıştır. Normalde sadece bununla ilgilenmesi gerekmektedir. Bu bölüm, herhangi bir soruyu cevaplamaya, bir sorunu çözmeye ya da herhangi bir konuda karar vermeye çalışmamalı.

P.D. Ouspensky: “Kişisel çalışmanızda karşılaşabileceğiniz tüm zorluklar, kabaca üç kategoriye ayrılabilir: olumsuz duygular, imajinasyon ve kalıpçı düşünme.”

  • Kalıpçı akıl, anlamak için değil, anlamamak için düşünür.
  • Neden bir sekreter şirketi yönetemez?
  • Kalıpçı aklı nasıl gözlemleyebiliriz?
  • Kalıpçı aklın doğru ve yanlış kullanımı.
  • Kalıpçı akıl anlayamaz, sadece kaydeder ve sınıflandırır.
  • Siyah ve beyazın ötesindeki gri alanları farketmek.
  • Gerçek düşünce, mekanik düşünmeyi durdurduğumuzda ortaya çıkar.
  • Kalıpçı düşünceye karşı mücadele etmek gereklidir.
  • Akla gelen ilk düşünceyi (‘ben’leri) ifade etmeme egzersizi.

Maurice Nicoll: “Bir çileğin, elmadan farklı bir lezzet verdiğini size nasıl ispatlayabilirim. Sizi temin ederim ki, kalıpçı argümanlarla değil. Tatmalı ve kendiniz görmelisiniz.”

10 Ekim 2013 Seminer Konusu: Yaratılış Işını ve Yeryüzündeki İnsanın Konumu

Seminerimizde, Dördüncü Yol öğretisindeki metafizik teoriye göre, insanın evrendeki konumunu inceleyeceğiz. Yaratılış Işını teorisine göre insanın var olduğu yaşam, farklı seviyelerdeki etkiler altında olabiliyor.

G.I. Gurdjieff, kendi arayışlarına bu soruyla başlar: “Yeryüzündeki hayatın önemi nedir, özellikle de insan hayatının?”

Yaratılış Işını

Yaratılış Işını, daha az kanunun var olduğu, ince bir halde, daha kaba hallere ve daha çok kanuna doğru yayılır. Bu yayılma ve gelişme devam ediyor. Teoriye göre, Ay dünyadan enerji alıyor ve gelişmeye devam ediyor bir zaman sonra Yeryüzü gibi olacak ve Yeryüzü de gelişip Güneş olacak. Yeryüzündeki canlı hayat – özellikle insan hayatı – Ay’ın gelişmesi için önemli bir unsur ve Dünya 96′daki enerjiler Ay’a besin oluyor. Benzer biçimde, Dünya 12 Seviyesindeki enerjiler de, Güneş için kullanılıyor.

İnsanın yaşadığı Dünya (Yeryüzü), oldukça kötü bir konumda, bu nedenle yeryüzünde birçok şeyi gerçekleştirebilmek zordur. Yaratılış ışını Dünya 24, 48 ve 96′da gittikçe daha mekanik hale gelir; Dünya 12, 6 ve 3′te ise bilinçli bir seviyededir.

Neden tüm insanlar ve tüm insanlık uyanamaz; Yaratılış Işını’ndaki farklı etkiler ve bunların insanlar üzerindeki sonuçları.

Kaza, kader ve nedensellik ilkelerinin Yaratılış Işını’ndaki konumları

Yaratılış Işını güçlü bir metafizik teori; öncelikle insana yeni bir anlayış ve bakış açısı kazandırıyor. Bir inanç sistemi değil, insanı anlamak için farklı bir bakış açısı.

Yaratılış Işını’nı ve Farklı kanun seviyelerini nasıl doğrularız; insanlığın bilimsel ve teknolojik gelişimi, daha üst varoluşa geçmek değildir.

Öz, Kişilik ve Sahte Kişilik farklı seviyelerde ve farklı sayıda konunun etkisi altındadır. Öz ve Kişilik Üzerindeki nasıl çalışmalar yapılır.

İnsan için, yaşanabilecek en yüksek deneyim, Dünya 6 ve karşılığı olan 4.bilinç halidir. Daha ötesi bu formda mümkün değil.

Yaratılış Işını, bizim ölçek ve göreceliliği anlamamıza yardımcı oluyor. Bu çok önemli, ama anlaşılması güç bir konu.

Maurice Nicoll: “Çalışma, kendimizi Yaratılış Işını’nın daha üst seviyelerinde işleyen kanunların altına koymaya çalışmamızı öğretir. Bu birinci noktadır.”

3 Ekim 2013 Seminer Konusu: Makine ve Dört Alt Merkez Nedir?

Seminerimizde, Dördüncü Yol terminolojisinde makine olarak adlandırılan, insanın, hareket, içgüdü, zihin ve duygu fonksiyonlarını inceleyeceğiz. Daha sonra konuyu pratik uygulama ve hayattan örneklerle genişleteceğiz.

P.D. Ouspensky: “İnsan birçok makine icat etmiştir; karmaşık makineleri kullanmadan ve kontrol etmeden önce yıllarca eğitim alması gerektiğin bilir. İnsan, icat ettiği makinelerden çok daha karmaşık bir makine olsa da, bu bilgiyi kendisine uygulamaz.”

  • Makine ne demektir: Hareket, içgüdü, zihin ve duygu fonksiyonlarının farkı nedir ve neden ayrıdır?
  • Öz ve kişilik nedir; merkezlerle bağlantısı nedir?
  • At, araba, sürücü ve Efendi benzetmesiyle, merkezlerinin ilişkilerinin paylaşılması
  • Fonksiyonlar, farklı dikkat (ikinci bilinç hali) seviyelerindeki farklı çalışmaları
  • Fonksiyonları hatalı ve doğru çalışmalarından örnekler
  • Makineyi gözlemlemeye başladığımızda, doğru çalışması için ilk adımı atarız.
  • Ağırlık merkezi; merkezlerin az ve çok gelişmeleri nedir.
  • Fonksiyonlar ile bilinç arasındaki fark ve ilişki nedir?
  • Makineyi tanımaktaki amacımız ne; ne kazanacağız?
  • Diğer öğretilerde makine nasıl ifade ediliyor.

“İnsan, kendini tanımadan, makinesinin çalışması ve işlevlerini anlamadan, özgür olamaz ve kendisini yönetemez.” – G.I. Gurdjieff

26 Eylül 2013 Seminer Konusu: Kendini Gözlemlemek

Seminerimizde, Dördüncü Yol terminolojisinde ‘Kendini-Gözlemlemek’ ile ilgili temel bilgileri paylaştıktan sonra, kendini gözlemlemenin pratik uygulamaları ve hayattan örneklerle, konuyu zenginleştireceğiz.

  • Dördüncü Yol’da kendini gözlemleme çalışması nedir; neyi ve nasıl gözlüyoruz?
  • Çalışma, kendini-gözlemleme sayesinde, gündelik hayatımıza nasıl dahil oluyor?
  • Kendimizi gözlemeye karşı engeller nelerdir? Ve Bu engellerle nasıl mücadele ederiz?
  • Yargılamadan ve onaylamadan, sadece kaydetmek için objektif gözlem nasıl yapılır ya da yapılamaz?
  • Kendimizi gözlemek, çalışma teorilerinin doğrulaması için önemlidir.
  • Kendimizi-Gözlemenin sonucunda ne elde etmek istiyoruz?
  • Kendini gözleme ile kendini değiştirmek arasında nasıl bir ilişki var?
  • Başkalarını gözlemlemek ile kendimizi gözlemlemenin bağlantısı nedir?
  • Diğer öğretilerden, kendini gözlemleme nasıl ifade ediliyor?

Kendini Hatırlamak ve Şimdi’de Yaşamak Ne Demektir?

İnsan, gündüz rüyası olarak tanımlanan bir tür uyku halinde yaşayan, bütünlüğü ve iradesi olmayan, sadece dış uyarıcılara tepki vererek var olan bir makinedir. Ancak, Gurdjieff’e göre, mekanikliğin duvarlarında zayıf bir bölge bulunur: İnsanın, Kendini hatırlamadığı ve Simdi’de yasayamadığı, ama çaba harcarsa bunları yavaş yavaş yapabileceği. Şimdi’de yaşamak, ancak kendini hatırlayan, kendi makinesini tam olarak kontrol edebilen ve tüm potansiyelini gerçekleştirmiş bir insan için mümkündür.

Seminer Akış Planı

Her hafta, iki saat sürecek olan seminerin, ilk yarım saatlik bölümü, önceki haftalarda konuşulan konuların hayata uygulanmasıyla ilgili örnek ve sorulara ayrılacak olup, sonraki yarım saatte ise, önceden belirlenecek ve duyurulacak bir Dördüncü Yol Teorisi işlenecektir. Tuva’nın ikramı ve kısa bir aradan sonra, o haftanın konusunu kapsayan detaylı tartışma ve sorular ile devam edilecek.

Dördüncü Yol Nedir?

Dördüncü Yol, insanın tüm potansiyeli ile var olup, mucizevi olana ulaşmasının yolunu gösteren bir öğretidir. Bu öğreti ilizyonlarla dolu uyku halindeki insanı, kendi gerçekliğine taşımayı amaçlar. “Akıllı Adam”ın yolu olarak da bilinen Dördüncü Yol’u geleneksel yollardan ayıran en belirgin özelliği, insanın hayatındaki mevcut yaşam koşullarından başlaması ve hedefe uzanan net ve detaylı bir yol haritası sunmasıdır. Bu yolun bir başka özelliği de, fikirleri pratiğe geçirmek sureti ile, kişinin bilinç seviyesini geliştirmesidir.

Dördüncü Yol fikirlerini öğrenmeye başlamadan önce, insanın temel konularda sahip olduğu yanılsamaları görüp, gerçeğe ulaşması gerekmektedir. Bu özelliği nedeniyle Dördüncü Yol Öğretisi, ilk aşamada yeni bir şey öğretmekten çok, eski ve hatalı bilgileri ortadan kaldırmayı hedefler.

Seminerlerimiz, 2000′li yılların başından beri Dördüncü Yol Öğretisi üzerine çalışma yapan, Reyhan Çetin ve Dördüncü Yol Okulu’nun sorumluluğunda yapılacaktır. www.dorduncuyol.org/okul/hakkimizda/reyhan.html

Dördüncü Yol Tarihçesi

Dördüncü Yol, 19. yüzyılın son çeyreğinde, Rus İmparatorluğu’na bağlı Gümrü (Alexandropol) şehrinde doğan George Ivanovich Gurdjieff tarafından, 1920′li yıllarda Batı’ya taşınmıs bir kişisel gelişim yöntemidir. “Doğu’nun anlayışını ve Batı’nın bilgisini al ve ara”, felsefesiyle yola çıkan G.I. Gurdjieff, Doğu’daki seyahatleri sırasında öğrendiği geleneksel çalışmaları geliştirerek, Dördüncü Yol adı altında bir öğretiye dönüştürmüştür. Bu öğreti, 1915 yılında, Gurdjieff ile Moskova’da tanışan P.D. Ouspensky tarafından, sistematik bir öğreti olarak anlatılmıştır.

*Perşembe seminelerimiz, insanın kendisini keşfetmesi ve gerçekleştirmesi amacına yönelik çeşitli faaliyetler gerçekleştiren, Tuva Sanat Merkezi’nde yapılacaktır.Seminerler yoğun bir etkileşim gerektirdiği için, maksimum 30 katılımcı ile sınırlıdır.

**Katılmak isteyenlerin, Tuva Sanat’ı önceden arayıp rezervasyon yaptırmaları gerekmektedir. Seminerlere katılım ücreti, 30 TL’dir. Seminerler 19 Eylül 2013 tarihinde başlayacaktır.

www.dorduncuyol.org

www.facebook.com/DorduncuYol